ali ihsan bayır
Makaleler
hizmetlerimiz ali ihsan bayır hakkında
Hoşgeldiniz,

Giriş
Şimdi Üye Ol!

Ana Sayfa
Hizmetlerimiz
Eğitimlerimiz
Danışma Formu
Bültenler
Yazarlar
Makaleler
Duyurular
Linkler
Pratik Bilgiler
İndirilebilir Dosyalar
İletişim


Köklü Aile'den Köklü Şirket'e
Ali İhsan BAYIR
Yönetim Danışmanı
Yayın Tarihi: 02.05.2006 13:33:20

G E L E C E K
Deha 20  Gazetesi
26 Eylül 2006

Aile şirketlerini ve köklü şirket olmak için yapılması gerekenleri irdelemeden önce kavramları yerli yerine koymak gerekir.

İşletmenin kelime anlamı; tarım, sanayi, ticaret, bankacılık gibi iş alanlarında, kâr amacıyla kurulan kurumdur. Bu tanımı ‘işletmek’ fili olarak ele alırsak yönetim de, kuruluşu verimli bir duruma getirip kazanç elde etme işlevidir. Kısaca işletme, kâr amacıyla kurulan bir işyeridir. Burada karşımıza çıkan iki önemli unsur, ‘verimlilik’ ve ‘kazanç’tır.

Firma, tüzel kişiliği olan yada olmayan bir ekonomik etkinlik birimidir. Firmanın asli unsuru ekonomik etkinliktir. Yani bir birim yada kuruluşa firma diyebilmemiz için mutlaka ekonomik etkinliği olması gerekir. Bu noktada firma kavramını incelerken üç ana unsuru göz önünde bulundurmamız gerekir. Bunlar ‘ekonomik etkinlik’, ‘verimlilik’ ve ‘kazanç’tır.

Firma yönetimi ‘ekonomik etkinlik’, ‘verimlilik’ ve ‘kazanç’ ekseninde ele alınmalıdır. Yönetim süreçlerinde verimlilik ve kazanç birincil bakış açısı olmalıdır. Üretim perspektifi ile yönetim anlayışından kurtulmak gerekir. Yönetimin asli fonksiyonlarında başarılı bir performans ortaya koymaktan, yönetim başarısından söz etmek mümkün değildir. Üretim perspektifinden yönetim anlayışı fasonculuk kültürüdür. Eğer gelecekte başarılı şirketlerimiz olacaksa “yönetim” olgusu iyi irdelenmeli ve gerekleri yapılmalıdır.

Şirket, tüzel kişiliği olan ortaklıktır. Kazanç elde etmek için oluşturulan ekonomik etkinlik ortaklığı olarak da tanımlayabiliriz. Dolayısıyla şirket dediğimizde, birden çok gerçek kişinin ortak olduğu kazanç elde etme amacıyla oluşturulmuş ekonomik bir yapıyı ifade ediyoruz.

İnsanların ortaklık eğilimlerinde ise sosyal yakınlık ve anlaşabilme dereceleri etkendir. Şirketi oluşturan ortakların aynı aileden yada ortak paydası olan kişilerden oluşması ise en doğal şeydir. Ülkemizde olduğu gibi dünyada da şirketlerin kurucu ortakları genellikle aynı aile bireyleridir. Bu yönüyle aile şirketi olmak kadar doğal bir şey olamaz.

Sadece ülkemizde değil, dünyada ve özellikle gelişmiş ülkelerde de şirketlerin hakim hissesi genellikle ailelerin hakimiyetindedir. Diğer bir ifade ile, aile şirketi olmak sadece bize has bir uygulama olmayıp, yadırganacak yada gocunulacak bir durum da değildir. Bu nedenle kobiler üzerinde aile şirketi olmanın olumsuzluğu yönünde kabus estirmek yanlış bir tutumdur.

Elbette şirketlerimizin sorunları vardır, olacaktır da. Özellikle aynı aile mensuplarının olduğu ortaklıklarda o aileye mahsus sorunların zuhur etmesi doğaldır. Burada sorunun kaynağının doğru teşhis edilmesi ve doğru çözüm önerileri getirilebilmesi için bir şeyin ayırdına varılması gerekir. Ortaklık, şirket üzerinde hak ve mülkiyet tesis eden bir olaydır. Şirketin yönetsel sorunları ile mülkiyet sorunlarını birbirinden ayırmak gerekir.

Ortaklığın getirdiği mülkiyet hakkından ve bu hakkın kullanımından doğan sorunlar genelde aynıdır. Yasal ve örfi hukuk kuralları çerçevesinde çözülecektir. Eğer aile ortaklıklarında farklı sorunlar da zuhur ediyorsa, bu şirkete yani ortaklığa ait bir sorun değil, tamamen aile kaynaklı bir sorundur.

Diğer taraftan ise mülkiyet ile yönetimi eşanlamlı görmek bir yanılgıdır. Ortakların yönetici olmaları gerekli olmadığı gibi, verimlilik ve kazanç doğrultusunda liyakat ön planda olmalıdır. Buradaki sorunlar da bunun ayrımının doğru yapılmamasından kaynaklanmaktadır. Ortaklığın verdiği mülkiyet hakkı, yönetici olma hakkı gibi algılanmamalıdır.

Ortaklığın getirdiği ticari ilişki ve yönetsel sorunların aile ilişkilerine olumsuz yansıması, ya da tam tersi aile ilişkilerinin yönetsel etkinliğe olumsuz yansıması da aile eksenli bir sorundur. Şirket-Aile bağlantısı içinde ortaya çıkan sorunlar, ekseriyetle aile bireyleri arasındaki sorunların aile-şirket ilişkisine yansımasından kaynaklanmaktadır.

Görüldüğü gibi her üçü de aslında şirkete ait sorunlar değildir, aileye ve kişilere ait sorunların şirkete yansımasıdır. Dolayısıyla çözümü aile bireylerinde ve ilişkilerde aranmalıdır. Bu problemin temelinde beşeri sorunlar, aile ilişkilerindeki sorunlar ve kültür sorunları vardır.

Aile, kendi içindeki sorunları ticari ortaklık ilişkisinden ayrı değerlendirebilmelidir. Aynı şekilde şirkete ait konular da kendi kuralları çerçevesinde değerlendirilebilmelidir.

Aile şirketi olsun olmasın şirketlerin kurumlaşma ve uzun soluklu, köklü şirketler olma yolunda genel sorunları da vardır. Yine tanımları belirtmek gerekir. ‘Köklü’ kelimesini mecazi olarak iyi yerleşmiş, kalıcı, esaslı, iyi tanınan anlamlarında kullanıyoruz. Köklü şirket dediğimizde de yerleşmiş bir yönetim sistemi olan, uzun soluklu ve kalıcı olmaya aday ve iyi tanınan bir şirket anlaşılmalıdır. Bu tanım kurumlaşmayı, markalaşmayı ve uzun soluklu olmayı bir arada barındırır.

Ortak değerleri olan insanların iletişim kurmaları ve anlaşabilmeleri daha kolaydır. Aile şirketlerini vebalı şirketler gibi göstermek yanlışından derhal vazgeçilmelidir. Piyasada var olabilecek ve ayakta kalabilecek, büyük ve güçlü şirketlere sahip olmak için aile şirketleri ve ortaklıklar özendirilmelidir. Bunun uzantısı olarak yine aynı şekilde şirket birleşmeleri ve daha büyük ortaklık yapıları da teşvik edilmelidir. Sermaye ve bilgi zenginliği elde etmenin yolu güçleri birleştirmekten geçecektir.

Şirketlerimizin sorunlarının en temeli ise yönetimi üretim mantığı ile ele almalarıdır. Oysa üretim yönetimin alt fonksiyonlarından biridir. Firma ekonomik etkinlik birimi ve işletme de kâr amacıyla kurulan bir kurum olduğuna göre şirket yönetimi, kâr kavramı etrafındaki bilgi ve beceriye haiz olmayı gerektirir. Muhasebe, finans, pazarlama gibi üretim de yönetim fonksiyonlarından biridir. Şirketlerimizin yönetimin diğer fonksiyonlarındaki, özellikle muhasebe ve finans gibi konulardaki, bilgi ve beceri zaafı en büyük sorundur.

Yönetim anlayışımızdaki dönüşümün temeli ise, yönetim fonksiyonların hepsini kavrayabilen bir bakış açısı edinmektir. Yöneticiler hukuk, finans, muhasebe gibi temel konularda bilgi ve beceri ortaya koyabilmelidirler.

Aile içi yada aile dışı ortaklıklarda ortaklık mülkiyeti ve bu mülkiyetin doğurduğu söz hakkı ekonomik yaklaşımlarla ele alınmalıdır. Beşeri ilişkiler ile ortaklık ilişkisi birbirinden bağımsız değerlendirilebilecek bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bu yapıdan kastımız her iki tarafın sorunlarını birbirine karıştırmayacak yada etkide bırakmayacak bir kurallar bütünü, bir düzen, oluşturulmasıdır.

Ortak ekonomik faaliyeti olan aileler, ekonomik faaliyetleri ile ilgili objektif kurallar belirlemeli ve bu kuralları tavizsiz uygulamalıdır. Aile meclisi, ortaklık kuralları, iş prosedürleri bunlardan bazılarıdır. Ancak unutulmamalıdır ki, tüm bunlar en nihayetinde bir kültürün ürünüdür ve insanla ilgilidir. Kişilerin ve ailelerin bu kültürü edinmesi ve özümsemesi gerekir. Bu konu ile ilgili yapılanma süreçlerinde gerekli eğitimler ve danışmanlık desteği alınması kaçınılmazdır.

Aile şirketlerinin kurumlaşması için önce ailelerin kurumlaşması gerekir. Kısaca köklü aileler olmadan köklü şirketler olmayacaktır.

Şirketlerimizle ilgili tüm bu sorunların temeli ‘insan’dır. Çözüm anahtarı da ‘insan’dır. Eğer şirketlerimizle ilgili bir dönüşüm bekleniyorsa, bu dönüşümün birinci ayağı bireylerden ve ailelerden başlamalıdır. Ve bu dönüşüm çabası kesinlikle ithal bir model olmamalıdır. Kendi kültürümüz kendi değerlerimiz ve kendi şartlarımıza göre kendi modelimizi geliştirmek en akılcı yoldur.

 

Bu Makaleye Yorum Ekle.. Yazara Mesaj Gönder..
Yorumlar
Kayıt Bulunamadı



Yasal Uyarı
Bu sayfayı arkadaşıma tavsiye et ! Bu sayfayı gönder! Sık kullanılanlara ekle Sık kullanılanlara ekle! Açılış Sayfam Yap Açılış sayfam yap!

Yukarı

Destek: Engin Mutlu

Valid XHTML 1.0! Valid CSS!